Beyin İnmesi

17 Kasım 2009

Beyin İnmesi

Beyin işlemlerinin bu organa gelen kanın azalması ya da durması sonucu birdenbire bozulması (apopleksi serebral).

Kan, beyne sağ ve sol iç şahdamarlar (karotidler) ile sağ ve sol omurga atardamarları yoluyla gelir. Kafatasının dibindeki küçük deliklerden geçerek beyine ulaşan bu damarların kolları, Willis halkası adı verilen bir atardamar çemberi meydana getirecek şekilde birleşirler. Bu halkadan çıkan atardamar kolları, beynin derinliklerine uzanır ve beyin yarı kürelerine kan götürürler. Bu halka, kendisini meydana getiren atardamarlardan birindeki daralma sonucu belirecek kan yetersizliğinin öbür damarlardan gelen kan akımlarıyla karşılanabilmesi olanağım sağlar. Halkanın ufak boyutlu bazı dallarının uçları yeterli sayıda yandaşa sahip olmadıklarından, bunların çatlamaları kan götürdükleri beyin bölümünde ciddi zararlara yol açar.

Beyin damarı tıkanıklıkları ya da kanamaları, en çok orta beyin atardamarının «lentikülostriat» dalında görülür. Bu atardamar kolu, vücudun karşı tarafındaki hareketleri denetleyen sinir liflerinin yoğun olarak bulunduğu için kapsül alanına kan sağlar. Aynı alandan, karşı taraftaki gözden gelen görme sinir lifleri de geçer. Bu damar sağda tıkanırsa insanın sol kolunda, sol bacağında ve yüzünün sol alt bölümünde hareket yeteneğinin yitimi görülür. Bu durum «hemipleji» adını alır.

Yukarıda adı geçen, alanlardaki duyu alma yeteneği de azalır ve hasta görme alanının sol yarısındaki nesneleri göremez. Beynin sol bölümünde oluşan bu tür bir dolaşım bozukluğu, vücudun sağında aynı aksaklıkların görülmesi yolunu açtıktan başka konuşma bozukluklarına da sebep olur. Konuşma bozuklukları, bu yeteneğin tam bozulması (afazi)ndan sözcük bulmakta güçlük çekme (disfazi)ye kadar değişen oranlarda meydana gelir. Bir süre sidik torbası ve bağırsaklarda da aksaklıklar görülür.

Beyin inmesi üç şekilde oluşur. Bunlar kanama, tromboz ve ambolidir. Beyin kanamaları beyin içi ve örümceksi zar altı kanamaları olarak ikiye ayrılır. Beyin içi kanaması en tehlikeli durumdur. Uzun süre kan basıncı yüksek olmuş yaşlılarda, beyin damarlarından biri yırtılınca beyin dokusu içine kısa bir sürede kan sızar. Hastanın bilinci bulanır ve genellikle birkaç dakikada ölür. Bazen hasta bu durumu atlatır; beyne sızan kan pıhtılaşır ve bunun baskısı kanamayı durdurur. Bu ara, beyin içi basınç çoğalır ve beynin solunum merkezini etkilemeye başlar. Bu durumda solunum giderek güçledir ve yardım edilmezse durur. Beyin cerrahları beyni açıp damar tıkayan pıhtıyı yerinden alarak hastanın hayatını kurtarabilirler. Ancak, bu hastalarda hemipleji ve disfazi kalır.

Beynin örümceksi ağı altı kanamaları daha genç kimselerde, genellikle Willis halkası atardamarlarından birinde bulunan bir kabarcığın patlaması sonucu gerçekleşir. Bu kabarcık tıp dilinde anevrizma olarak anılır ve genellikle atardamarın kas tabakasında doğuştan var olan bir zayıflık sonucu, damarın bu alanda dışa doğru pırtlamasından ileri gelir. Kanın çok duyarlı olan beyin zarları arasına yayılması sonucu aşırı bir baş ağrısı ve boyun sertliği görülür. Bilinç kaybolması için kan miktarının çok olması, ya da kanın beyin dokusu içine de sızması gerekir. Bilinç bulanıklığı ne kadar derinse, durum o kadar kötü demektir.

Omurların arasından omurilik zarlarının bulunduğu alana ulaşılıp (bel ponksiyonu) buradan alman omurilik sıvısında kanın bulunduğunun saptanması teşhise yardım eder. İlk kriz atlatılırsa, kanama noktasının bulunup cerrahi yöntemle bağlanması için hasta incelenir. Hastanın şahdamarlarına sokulan bir iğneden bazı boya maddeleri verilirken çekilen röntgen filmleri, anevrizmanın yerini belirler. Bundan sonra cerahlar beyni açıp bu damarı onarırlar. Cerrahi yöntemle tedavi edilmemiş olan kimselerde olayın tekrarlanması olasılığı yüksektir.

Beyin atardamarlarında kireçlerime olan yaşlılarda beyin damarlarının pıhtıyla tıkanması (tromboz) sık görülür. Bu damarların iç yüzeylerindeki yağlı madde birikme alanları, kalp ve bacak atardamarlarında olduğu gibi buralarda kan pıhtısının oluşumunu ve yerleşmesini kolaylaştırır. Bu duruma yol açan nedenler arasında kimyasal açıdan doymuş yağların çok yenmesi, sigara ve çağdaş hayatın sürekli gerilimi önemli bir yer tutar. Beyin trombozu, beyin kanamasından daha az önemlidir. Bu durumda bilinç yerinde kalabilir; hasta bir sabah uykudan uyanınca bir kolunun ve bir bacağının güçsüz olduğunu, ağzının yana kaçtığını ve konuşmada zorluk çektiğini farkeder. Bu vakalarda, birkaç hafta ya da ay içinde belirli bir iyileşme gerçekleşebilir. Daha ağır vakalarda durum beyin kanamasındakine benzer bir gelişme gösterir. Koma ve güç solunma, giderek ölüme yol açar.

Vücudun başka bir alanında oluşan bir kan pıhtısı, kan dolaşımı ile beyin atardamarlarına ulaşabilir (ambolus). Bu pıhtı ana atardamar, bacak toplardamarları gibi çeşitli yerlerden gelebilir. Kalp atışı düzeninin bir bozukluğu olan «atrium fibrilasyonu» sonucu kalp kulakçıklarında kan durgunlaşıp pıhtılaşırsa, bu pıhtının hepsi ya da bir bölümü yerinden kopup beyin atardamarlarına kadar gidebilir.

Beyin atardamarlarına, sol karıncık duvarının kalp atardamarının (koroner) başlangıcının bulunduğu yerdeki bir trombustan kopan bir parça da gelebilir. Kalbin mitral ve ana atardamar kapakçıkları üzerinde bakterili kalp iç zarı yangısı (endokardit) sonucu oluşan çıkıntı ve bozukluklar da, aynı yöntemle ya da bulundukları yerden koparak beyin atardamarlarına ulaşabilirler. Beyin ambolisinin gelişmesi beyin trombozu ve kanamasına oranla daha değişik özellikler gösterebilir. Sürekli bir yarı inme gösteren vakalar yanında, bir gözde geçici bir körlük, kısa bir süre için bir bacak ya da bir kolda güçsüzlük ya da konuşmada zorluk, sara nöbetini andıran bir nöbet de görülebilir. Bu hastalarda düzelme olasılığı daha çoktur.

Tedavi, bu duruma yol açan ana nedenin düzelmesini gerektirir. Kalp iç zarındaki yangı antibiyotiklerle giderilir. Kalbin mitral kapakçığındaki darlık cerrahi girişimle düzeltilir, aşırı kalkanbezi hormonu salgılanması, ilaçların kullanılması ya da kalkanbezinin bir bölümünün çıkarılması sonucu düzeltilir. Kanın pıhtılaşma yeteneği, pıhtılaşmayı engelleyen ilaçlar (antikoagülan) kullanılarak sınırlandırılır. Bu tür bir olaydan sonra hastanın normal duruma dönüşmesi uzun bir süre gerektirir.

Leave a Reply